18 Şubat 2021 Perşembe

PIRASALI FIRIN MÜCVER


İnanılmaz hafif ve bir o kadar lezzetli bir tarif sizlerle.

İçerisinde un ve yağ yok. 

Soğangilleri sevenler bu tarife bayılacak. 

Çok hızlıca yapılabildiğinden pratik bir şekilde çay saatlerinizin yanında her an atıştırmalık olarak size eşlik edecektir. 

➕4-5 dal pırasanın beyaz taraflarını olabildiğince ince bir şekilde doğruyoruz ve geniş bir kaba alıyoruz.

➕İçersine bir rende havuç koydum,siz isterseniz 2 de yapabilirsiniz.

➕1/2 demet maydanoz ve 1/2 demet dereotu ilave ettim. (Dereotu sevmeyenler maydanozu çoğaltabilir.

İsteğinize göre birinden biri çıkartıp ilave edebilir veya hiç koymayabilirsiniz ama bence çok yakışıyor. 

İsteyenler kabak rende ilavesi de yapabilirler.)

➕1 yumurta

➕ 1 paket kabartma tozu

➕5 yemek kaşığı yoğurt

➕10 yemek kaşığı mısır unu

➕tuz ve karabiber 

İlave edip yoğurdum. Yağlı kağıt serili bir borcama aldım ve yaydım. Ben elimle üzerinin biraz daha kızarması  için çok az zeytinyağı sürüp elimle düzelttim ve önceden ısıtılmış 200* de fırına sürdüm. Üzeri kızarmaya başlayınca 180* ye düşürdüm ve içinin pişip pişmediğini kontrol ederek piştiğinde fırından aldım. Süre veremiyorum maalesef çünkü fırından fırına değişiklik olabiliyor.

Afiyet olsun..

16 Şubat 2021 Salı

Sosyete Mantısı

Ağzınızda çıtır çıtır yerken her hücrenizle hissedip,sadece midenizin değil,tüm vücudunuzun bayram edeceği bir lezzet🤌🏻

Ben yemek yapmaktan anlamıyorum diyenlerin de kendini şımartacağı,inanılmaz pratik bir tarif. Adının havalı olması da cabası😌

İster mahallenizin yufkacısından isterseniz marketten alacağınız hazır yufkayla tarifimize başlıyoruz.

Soğanlarımızı yemeklik küçük küçük doğruyoruz ve tavamızı kızdırdıktan sonra  yağımızı koyup soğanlarımızı tavaya alıyoruz. Kıymamızı ilave ediyoruz ve ikisini bir soteliyoruz. İçersine biraz tuz,karabiber ve bi çimdik toz şeker atıyoruz. Piştikten sonra tavamızı kenara alıp harcımızı soğumaya bırakıyoruz.

Yufkalarımızı ıslatmak için genişçe  bir kaseye su ve yağ karışımı yapıyoruz.

Yufkalarımızı geniş bir zeminde tam ortadan ikiye kesiyoruz.

Yaptığımız su karışımını fırça yardımıyla yufkamıza sürüyoruz.

Kestiğimiz Yufkanın düz olan kısmı bize bakacak şekilde önümüze alıyoruz ve kenarı boyunca ince bir şekilde kıymalı harcımızı yayıyoruz. Bir parça kenarı üzerine kapattıktan sonra katlayarak sarıp yuvarlıyoruz.

En son içe katlayarak gül böreği şeklinde birleştirip bir ucunu altına kapatıp yağlı kağıt serili tepsimize alıyoruz ve bütün yufkalara tek tek aynı işlemi uyguluyoruz. Bütün yufkalarımızı sardıktan sonra fırına vermeden önce üzerlerine çıtırlık sağlamasına yardımcı olmak için kalan yağlı su karışımımızdan biraz sürüyoruz. Tepsimizi önceden 200* de ısıtılmış fırınımıza sürüyoruz.

Bu esnada biz sarımsaklı yoğurdumuzu hazırlıyoruz ve küçük bir tavada bir iki yemek kaşığı tereyağını eritip tam fokurdatacekken içine bir tatlı kaşığı toz biber atıp altını hemen kapatıyoruz ki yakmayalım.

Fırınınızın ayarına göre 200den 180* ye düşürebilirsiniz. Fırından fırına değişiklik göstereceği için sizlere tam süre veremiyorum. Böreklerinizin üzeri nar gibi kızardığında fırından alıyoruz ve sıcakken üzerine hazırladığımız sarımsaklı yoğurduğumuzdan bir iki kaşık gezdiriyoruz ve en son üzerine bir kaşık kızdırdığımız tereyağından döküyoruz ve sıcak sıcak afiyetle yiyoruz.


Malzemelerinizi alırken ve kişi hesabı yaparken size yardımcı olacaksa eğer; bir adet yufkadan iki porsiyon mantı çıkartıyoruz.

Bir de püf noktası verecek olursam soğan doğrarken fazla mı olur acaba diye elinizi korkak alıştırmayın. İnanın bol soğanlı çok lezzettli olacaktır. İçine koyduğum şeker de bunun için,soğanla birleşip karamelize bir tat vermesi için.

Ben 3 adet yufkaya

2 adet orta boy beyaz soğan

350-400gr kıyma

2 tatlı kaşığı tuz

1 tatlı kaşığı karabiber

1 çay kaşığı toz şeker

4-5 yemek kaşığı zeytinyağı

Islatmak için;

2 su bardağı su & 1 çay bardağı zeytinyağı

Bir kase süzme yoğurdu(normal yoğurtta kullanabilirsiniz)çırpıp içerisine 2 diş sarımsak

Tereyağ sosu içinde;

2-3 yemek kaşığı tereyağ ve 1 tatlı kaşığı toz kırmızı biber kullandım. Acı sevenler pul biber kullanıp lezzettine lezzet katabilir🤤




24 Nisan 2020 Cuma

Mübarek korona günleri


EVET SEVGİLİ ARKADAŞLARIM MERHABALAR.💓
HEP BERABER ZOR VE SIKINTILI GÜNLER GEÇİRİYORUZ.

HEPİMİZİN İSTEDİĞİ,HAYAL ETTİĞİ,YARIM KALAN O GÜZEL GÜNLERE HEP BERABER GERİ DÖNECEĞİMİZİ BENDE SİZLER GİBİ ÇOK İSTİYORUM.

BU SÜRECİ DİKKATLİ BİR ŞEKİLDE,
MÜMKÜN OLDUĞUNCA EVİMİZ’DE !
 GEREKLİ HİJYENİMİZİ  UYGULAYIP ,KENDİMİZİ VE SEVDİKLERİMİZİ KORUYARAK VE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİZİ GÜÇLÜ TUTARAK ATLATACAĞIMIZI UMUYORUM.

EVİMİZDE OLDUĞUMUZ BU SÜREÇTE İSTER İSTEMEZ SIKILIYORUZ.
KENDİMİZİ BİR ŞEKİLDE MOTİVE EDİP,BİRAZ TEMİZLİK,BİRAZ KİTAP,BİRAZ  MUTFAK’TA OYALANIP VAKİT GEÇİRMEYE ÇALIŞIYORUZ.
BENDE BU SÜREÇTE  SİZLERE BİR ŞEYLER YAZMAK İSTEDİM.

ŞAHSIM ADINA KAFAYI BU İŞE BİRAZ YORDUĞUMU SÖYLEMEK İSTERİM.

BÜTÜN KIŞ HASTA OLMAYIP BU DÖNEMDE GRİP OLMAYI BAŞARDIMJ

BU SÜREÇTE HASTANELERİN ÖNCELİĞİ DAHA AĞIR HASTALAR OLDUĞU İÇİN,
BU DÖNEMİ HASTANEYE GİTMEDEN
‘’ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİ ‘’GÜÇLENDİRİP,
YAPTIĞIM ÇAYLARLA VE ÇORBALARLA  HASTALIĞIMI ATLATMAYA ÇALIŞTIM.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİZİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN HEPİMİZ AZ ÇOK YAPMAMIZ GEREKEN ŞEYLERİ BİLİYORUZ.
C VİTAMİNİ ALIMI/PROTEİN/OMEGA3/D VİTAMİNİ/ÇİNKO/SELENYUM.. DİYEREK GİDİYOR…

 BEN BU İŞİ ARAŞTIRIRKEN
 ‘’KAN GRUBUMUZA GÖRE NASIL BESLENMELİYİZ’’ KONUSUNA VARDIM.

VE SİZLER İÇİN DE BİLGİ TOPLAYIP BİR ARAYA GETİRMEK İSTEDİM.
UZUN ZAMANDIR BLOGUMDA  BİRŞEYLER YAZIP SİZLERLE PAYLAŞMAYA FIRSATIM OLMADIĞINDAN BU KRİZİ FIRSATA ÇEVİRMEK İSTEDİM DE DİYEBİLİRİZ..
 BEN ARAŞTIRIRKEN ARALARINDA EN ÇOK DOĞRU BULDUKLARIMI BİR ARAYA TOPLAYIP SİZLERLE PAYLAŞTIM.
KESİN DOĞRU DİYE BİR ŞEY YOK.
SİZLERİN DE ARAŞTIRMASINDA FAYDA VAR.
MAKSADIM  KENDİ ADIMA BİR ŞEYLER ARAŞTIRIP,KENDİME BİR ŞEYLER KATMAK VE BUNLARI SİZLERLE DE PAYLAŞMAK.
OKURKEN BUNU UNUTMAMANIZI RİCA EDERİMJ



🔻KAN GRUBUNA GÖRE BESLENMEK 🔻

BU BESLENME ŞEKLİNİN BİR DİYET OLARAK UYGULANDIĞINI SİZE EN BAŞTA SÖYLEMEK İSTERİM.
BU YÜZDEN OLSA GEREK ;
DİYETİSYENLERİN ARASINDA TARTIŞMALARIN YAŞANDIĞI KONULAR DA GÖZLEMLENMİŞTİR.

ARAŞTIRMACILAR BU BESLENME PRENSİBİNDE YEDİĞİMİZ YEMEĞİN KAN GRUBUMUZA GÖRE KİMYASAL OLARAK TEPKİ GÖSTERDİĞİNİ SÖYLÜYOR..

NEDİR BU KİMYASAL TEPKİMELER ???

EĞER UYGUN BİR BESLENME ŞEKLİ UYGULARSAK VUCUDUMUZUN YEMİŞ OLDUĞU YEMEĞİ DAHA İYİ BİR ŞEKİLDE HAZMEDECEĞİ SÖYLENMEKTEDİR.

 

BU BESLENME ŞEKLİNİ UYGULAYANLARIN ;

Ø     DAHA ENERJİK

Ø     HASTALIKLARA KARŞI DAHA DİRENÇLİ

Ø     DAHA RAHAT KİLO VEREBİLECEĞİ (?)

SÖYLENMEKTEDİR.

BU KONU İLE İLGİLİ BİLGİLER ARAŞTIRILDIĞINDA BAŞLANGIÇTA;

BÜTÜN İNSANLAR SIFIR KAN GRUBUNA SAHİPTİR.

 

 

SIFIR KAN GRUBUNA SAHİP İNSANLARIN ; VAHŞİ HAYVANLARI AVLAYAN VE ONLARIN ETLERİYLE BESLENEN İLK İNSANLARIN KAN GRUBU OLDUĞU GÖRÜLMEKTEDİR.DOLAYISIYLA BU KAN GRUBUNA SAHİP OLAN İNSANLARIN ASLA VAZGEÇEMEYECEĞİ YİYECEKLERİN BAŞINDA

 KIRMIZI ET GELİYOR. BU KİŞİLERİN SİNDİRİM SİSTEMİ KIRMIZI ET TÜKETİMİNE UYGUN GÖRÜLMEKTEDİR.

BUNUN DIŞINDA DENİZ ÜRÜNLERİ,ZEYTİNYAĞI VE KETEN TOHUMU GİBİ YAĞLARDAN DESTEK ALMALARI ÖNERİLMEKTEDİR.

SEBZE VE MEYVE OLARAK DA KOYU YEŞİL RENK YAPRAKLI ;

LAHANA,İNCİR,KİRAZ,ÜZÜM,KARPUZ GİBİ DAHA ÇOK YAZ AYLARINDA TÜKETİLEN SEBZE & MEYVE YEMELERİ TAVSİYE EDİLMEKEDİR.

 0 KAN GRUBUNA SAHİP KİŞİLERİN PROTEİN BAKIMINDAN ZENGİN,KARBONHİDRAT BAKIMINDANSA FAKİR OLAN YİYECEKLERİ TÜKETMELERİ UYGUN GÖRÜLMEKTEDİR.

BU NEDENLE İŞLENMİŞ ÜRÜNLER VE  BAŞTA BUĞDAY VE MISIR OLMAK ÜZERE TAHIL ÜRÜNLERİNİ VE SÜT ÜRÜNLERİNİ DE AZ MİKTARDA TÜKETMELERİ GEREKTİĞİ SÖYLENMEKTEDİR.

GELELİM ‘A GRUBU’NA’’

ET OBUR İNSANLARIN ZİRAATE GEÇMESİYLE BUNUN SONUCUNDA

 A GRUBU KAN ORTAYA ÇIKMAKTADIR.

BURDAN YOLA ÇIKACAK OLURSAK A KAN GRUBUNA SAHİP KİŞİLERİN AĞIRLIK VERDİĞİ BESİN GRUBU İSE SEBZE VE MEYVELER OLARAK GÖRÜLMEKTEDİR.

BUNLARIN İÇİNDE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLÜ TUTMALARINA YARDIMCI OLACAK OLAN SEBZE VE MEYVELER İSE;

ENGİNAR,KARALAHANA,BÖRÜLCE,PAZI,HAVUÇ,DİĞER YEŞİL YAPRAKLI SEBZELER VE GREYFURT,ERİK,KAYISI,KİRAZ,MANDALİNA PORTAKAL,ZENCEFİL VE MUZ GİBİ VİTAMİN VE MİNERAL BAKIMINDAN ZENGİN SEBZE VE MEYVELERİN EN ÇOK TÜKETMELERİ GEREKENLER ARALARINDA OLDUĞU GÖRÜLMEKTEDİR.

B KAN GRUBU İSE;

SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİNİ & KIRMIZI ET YEMELERİ GEREKTİĞİ SÖYLENMEKTEDİR.

ZEYTİNYAĞI,CEVİZ VE YUMURTA BU KAN GRUBUNA SAHİP İNSANLARIN EN ÇOK TÜKETMESİ GEREKENLER ARASINDA OLMAKTADIR.

BUNLARIN DIŞINDA BOLCA SEBZE VE MEYVE TÜKETMELERİ DE GEREKMEKTEDİR. MESELA;PATLICAN,PATATES,HAVUÇ,MAYDANOZ,KARPUZ ,ERİK,MUZ GİBİ MEYVELERİ VE YEŞİL ÇAYI DA BESLENME DÜZENLERİNE DAHİL ETMELERİ GEREKMEKTEDİR.

 

AB KAN GRUBU İSE !!!

BURDA İŞLER BİRAZ DEĞİŞİYOR …

EN ÇOK TÜKETİLMESİ GEREKENLER ARASINDA LEVREK GİBİ BALIKLAR VARKEN BÜTÜN DENİZ ÜRÜNLERİ ÖNERİLMEMEKTEDİR.

BUNUN DIŞINDA ; YUMURTA VE PEYNİR BAŞTA OLMAK ÜZERE,ÇOK İŞLEMDEN GEÇİRİLMEMİŞ SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ,LAHANAGİLLER AİLESİNE AİT KOYU YEŞİL YAPRAKLI SEBZELER,MERCİMEK,SARIMSAK,SOĞAN,KARABUĞDAY GİBİ YİYECEKLER YEMELERİ ÖNERİLMEKTEDİR.

MEYVE OLARAK DA;KİVİ,LİMON,GREYFURT,İNCİR,KİRAZ VE VİŞNE YEMELERİ ÖNERİLMEKTEDİR.


2 Şubat 2015 Pazartesi

Kornişon ❤️ Jalapeno

    Evde yine sıkılırken,mutfağa geçip,dolabı açıp bir göz gezdirmem sonucunda canımın çektiği malzemeri karıştırıp yapmış olduğum makarnanın taliplisi çok fazla oldu.

Sizlere yapmış olduğum bu yapımı oldukca basit makarnanın tarifini vereceğim.


1 paket spaghettimizi tam on dakika haşlamaya bırakıyoruz.

Makarnamız haşlanırken; kornişon turşularımızı oldukca ince, uzun şeritler halinde kesip,
Jalapeno biberlerimizi de dilimliyoruz ve makarnamız haşlanırken ayrı bir tavada orta ateşte 2-3 dakika kadar,çok az bi miktar tereyağında  öldürüyoruz. İstediğimiz kıvama geldiğini anladığımızda 2 paket kremamızı  üzerine ilave edip dilediğiniz baharatları  ekleyip,sosunuzu makarnayla bir araya  getirip afiyetle yiyebilirsiniz.

Ben 1 paket makarnaya 2 paket kremanın tam geldiğini düşünüyorum.İsterseniz 1 pakette kullanabilirsiniz,size kalmış.

Baharat olarak da yenibahar,toz kırmızı biber ve karabiber kullandım.
Zaten jalapeno yeterince acı daha da acıya  gerek var mı diycek olabilirsiniz. 
Sizin damak zevkinize kalmış.

Tuz eklerken de içinde turşu olduğunu unutmayın ☺️




22 Ocak 2015 Perşembe

İnce Belli ✔️




Bu yazımda sizlere yeni bir trend’den bahsedeceğim.



Bizim bildiğiniz halis mulis,ince belli çay bardağımızı elin Amerikalıları bütün dünyaya bir güzel tanıttı. Nasıl mı ?


‘ The Perfect Whiskey Glass’  Yani ; Kusursuz Viski kadehi diye.









Dünyanın en iyi viskilerini üreten İskoç üreticileri,yaptıkları araştırmalar sonucunda bu kadehi, koklama ve tadımda en uygun kadeh olarak belirlemişlerdir.

Aromaları iyi sakladığını,Alkol ve Aromanın iyi dağılmasını sağladığını ve hem koklama da hem de tadım için uygun bir kadeh olduğunu belirtmişlerdir.






Bizim 100 yıllık çay bardağını bir de kendileri tasarlamış gibi 6’lı sete 54 $ civarı fiyat biçmeleri sonucunda,haber hızla yayıldı ve Türkiye’de çok fazla tepki alması üzerine
‘Türk Tasarımı’ olarak belirttiler ve fiyatı nerdeyse yarı yarıya düşürdüler.



22 Aralık 2014 Pazartesi

RAW FOOD & RAW FOODIST



Bu yazımda sizlere Raw food akımından bahsetmek istiyorum.Yaşadığımız çağ gereği her seyi takip edip, kovalamak gerekiyor. Hoşlansak da,hoşlanmasak da özellikle bizler bu sektörün içinde olanlar hiçbir şeyi kaçırmamız gerekiyor. Yoksa bi bakmışsınız ilerde oyunun  dışında kalıvermişiz.


Kelimenin  köküne baktığımız da Raw  ‘Çiğ’  demek.
                                 
                                          Evet  doğru anladınız Bu bir Çiğ beslenme akımı.


Raw foodcular kendi içinde 3’e ayrılıyorlar.

v     Hiç et tüketmeyenler.
v     Eti marine ederek çiğ tüketenler.
v     Balık eti tüketenler. 


à Peki bu insanlar neden Çiğ besleniyorlar veya çiğ beslenmenin neden daha sağlıklı olduğuna inanıyorlar ?


17 Aralık 2014 Çarşamba

Duyduğumuz zaman pek hoşlanmadığımız ' Margarin '

MARGARİN VE MARGARİN’İN TARİHİ


Bir ödevimin araştırmasını yaparken bu konuyu inceledim ve ilgimi çektiği için sizlerle paylaşmak istedim.


Öncelikle margarinin tarihine bir bakalım.

Avrupa'da savaşların etkisi ve Sanayi devriminin sonucunda  yeteri kadar yağ üretilemediğinden, yağ ihtiyacını karşılamak için, Fransız kimyacı Mege-Mouries tarafından Fransa-Prusya savaşının olduğu yıllarda "margarin" ortaya çıkarılmıştır.
1869 yılında, III. Napolyon, ordunun ihtiyacı için ve fakir halkın da rahatlıkla satın alabileceği, tereyağına benzeyen ve onun yerine geçebilecek maddeyi bulmaları için bir yarışma açmıştır. Yarışmayı 1870 yılında Mege-Mouries kazanmış ve onun bulduğu margarin formülü, bugüne kadar birçok değişikliklere uğrayarak geliştirilmiştir. Margarinin ülkemize girişi, 1953'de Bakırköy Margarin Fabrikası'nın üretime geçmesiyle olmuştur. Önce sarı teneke kutularda "Vita" yağları, ardından "Sana" adıyla üretilen margarinlerin, neredeyse girmediği ev kalmamıştır. Halkımız, yıllar boyu bütün margarinlerin ortak adı olarak "Vita" ve "Sana" kelimelerini kullanmışlardır.

Gelelim margarine…

Margarin nedir ?


Sızma zeytinyağı hariç, Yağlı tohumlardan elde edilen yağlar ham olarak tüketilemezler.
Çeşitli kimyasal ve fiziksel işlemler uygulanarak yenilebilir hale getirirler.
Margarin üretmenin sadece tek bir yolu yoktur, ama esas olarak süreç çok basittir.
 Önce uygun olan katı ve sıvı yağ bileşimi,daha sonra da bu bileşimin, yağsız süt veya süt proteini gibi yağ dışındaki bileşenler ve su ile karıştırılmasıyla istenilen lezzet ve besin değerleri belirlenir.


Gelelim margarin’de ki katkı maddesi muhabbetine…

Margarinin içinde gıda güvenliğini sağlayan, besin değerine destek veren, kaliteyi koruyan katkı maddeleri bulunmaktadır. Margarinin performansını artırmak için kullanılması zorunlu olan bu katkı maddelerinin güvenliği, gıdalarda maksimum kullanım dozajları ile ilgili mevzuat, pek çok bilimsel çalışma sonucunda belirlenmiştir. Margarinlerde kullanılan katkı maddeleri kalitenin korunmasını sağlar ve Türk Gıda Kodeksi’nce cinsleri ve kullanım oranları belirlenmiştir.


Margarin tüketirken hangi yağları vücudumuza alıyoruz ?  ?  ?

Margarini bitkisel yağlardan elde ediyoruz. Bunun sonucunda  hayvansal yağlara oranla daha az kolestrol tüketmiş oluyoruz. Margarinde özellikle sadece yağda eriyen bazı vitaminler yönünden zengindir.Bitkisel yağlarda bulunan tekli ve çoklu doymamış yağlar,genellikle vücudumuzun kendi kendine üretemediği ancak gerekli olan E vitamini ,Omega 3 ve 6 ailesine ait yağ asitleri gibi besin öğelerini içerir.Bu öğeler,iyi halin sürdürülmesiyle,büyüme ve gelişmede önemli bir rol oynar.


Margarin ve Doymuş yağlar    ?  ?  ?


Yağlar, temel olarak doymuş yağlar, tekli doymamış yağlarve çoklu doymamış yağlar olmak üzere üç gruptan oluşur. İster sıvı olsun ister margarin, yenilebilir tüm yağlarda, hem doymuş hem de doymamış yağlar bulunur ve bu yağlar, yapılarına göre sınıflandırılır. Günlük enerji gereksiniminin %7-10’unun arasında kalması şartıyla, sağlıklı bir insanın doymuş yağ kullanması gereklidir.
Margarinler, bitkisel yağların bir kompozisyonudur. Tek bir yağdan üretilmedikleri için doymuş, doymamış yağ oranları kontrol altındadır. İster sıvı ister katı görünümünde olsun tüm yağlar, doymuş ve doymamış yağları içerir.
Günlük enerji ihtiyacı 2000 kalori olan bir yetişkin, 60-70 gram arası yağ tüketebilir; bunun da en fazla 20 gramı doymuş yağlardan gelebilir.


Margarinler ve Doymamış yağlar…


Doymamış yağlar, vücudumuz için gerekli temel yağlar açısından zengindir. Bu yağlar, vücudumuz tarafından üretilemezler ve mutlaka dışarıdan alınmaları gerekir.
Doğadaki her besin öğesinin beslenmede mutlaka yararı vardır. Yeter ki, bunlar dengeli ve bilerek tüketilmelidir.
Margarinler,
• % 100 bitkisel yağlardan üretilir.Margarinin içindeki toplam yağ oranı %60-70 oranındadır.
• Kolesterol içermez
• Trans yağ yoktur
• A ve D vitaminleri içerir


Her bitkisel yağ, tekli ve çoklu doymamış yağlar ile doymuş yağlar olmak üzere üç yağ çeşidini de içerir. Zeytinyağı, fındık yağı gibi meyve yağları tekli yağlar bakımından; ayçiçeği, mısırözü gibi tohum yağları da çoklu yağlar bakımından zengindir. Margarin, çeşitli bitkisel yağ türlerinin bir karışımıdır.


Margarin, vücudumuz için gerekli olan temel yağları içerir. Vücudumuzun üretemediği temel yağlar Omega–3 ve Omega–6 ailesindendir. Omega 3 ve Omega 6 yağları, vücudun sağlıklı büyümesi, gelişmesi ve işleyişi için gereklidir. Sağlıklı bir beslenme düzeninde enerjinin % 30’unun yağlardan alınması önerilmektedir. Buna göre alınması gereken yağ miktarını, yağ çeşitleri arasında dengelemek ve beslenme çeşitliliği sağlamak daha faydalıdır. Ancak sıvı yağlar bunun için yetersiz kalabilir, bu yüzden margarin de dengeli beslenmede yer alabilecek bir yağ alternatifidir.
Yetişkin bir bireyin günlük yağ tüketiminin 60–70 gram olması uzmanların (WHO, Türkiye’ye Özgü Beslenme Rehberi vb) tavsiyeleri arasındadır. Bu yağın 1/3’ü doymuş; 1/3’ü tekli doymamış; 1/3’ü çoklu doymamış olan dağılmış olarak tüketilmesi gerekmektedir. Margarinin 10 gramında 0.06-0.09 mg A vitamini vardır. Bu miktarlar, günlük önerilenin önemli bir miktarını karşılamaktadır. Ayrıca, vücut tarafından emilimi ancak yağlarla birlikte alındığında mümkün olmaktadır. Bu nedenle, margarinlere A vitamini eklenmesi toplum sağlığı açısından da faydalıdır. Margarinler, A ve D gibi yağda çözünen vitaminlerin kaynağıdır. Oysa ki çoğu bitkisel yağ bu vitaminleri içermez. Bunun için ambalajlardaki içerik bilgisine bakılması önemlidir. Diğer taraftan yağlar, diğer gıdalarda bulunan A, D, E ve K gibi yağda eriyen vitaminlerin emilmelerini sağlar. Yetişkin bir bireyin günlük yağ tüketiminin 1/3’ü doymuş; 1/3’ü tekli doymamış; 1/3’ü çoklu doymamış olarak dağılmalıdır. Buna göre alınması gereken yağ miktarını, yağ çeşitleri arasında dengelemek ve beslenme çeşitliliği sağlamak faydalıdır. Margarin de bunun için iyi bir kaynaktır.





 !       İhtiyaçtan fazla olan besinler, tüketildikten sonra enerjiye çevrilmediğinde yağ olarak vücutta birikir. Onun için her türlü besini, ihtiyaçtan fazla tüketmek her açıdan risktir.



Sıvı yağların cinsi ne olursa olsun 1 gramı 9 kaloridir. Margarinlerdeise 1 gramında 5,5 -6,3 arasındadır. Margarin, içerdiği vitaminler ve temel yağların yanı sıra düşük kalorili olması nedeniyle, dengeli beslenmede yer alabilecek bir besindir.



Bu margarinin hiç mi zararlı yönleri yok diyeceksiniz  var tabi ki de L

  • Kroner kalp hastalığı riskini 3 kat arttırır.
  • Kötü kolestrolü arttırır.
  • Anne sütünün kalitesini düşürür.
  • Bağışıklık sistemini zayıflatır.
  • Pankreasın insülin tepkisini azaltarak şeker hastalığına yol açar.





    
  Burada margarinle birbirinden güzel yapabileceğiniz yemek & tatlı tarifleri bulabilirsiniz.


17 Ağustos 2014 Pazar

Bulgurrrrr

Besleyici,sağlıklı bir o kadar lezziizzz mi lezziz Bulgur Pilavıyla sizlerleyim :)

Bulgur Pilavından önce size biraz bulgurdan bahsetmek istiyorum.  Bulgur beslenme ihtiyacımızın temelinde önemli bir yer almaktadır. Aynı zamanda ekonomiktir de. Karbonhidrat değeri düşük,Protein değeri yüksektir. Kanda ki yağları düşürücü özelliği vardır. Bulgurda bulunan B1 vitamini sinir ve sindirim sisteminde önemli rol oynar. Kolestrol içermez. Raf ömrü oldukça uzundur.


KİLO VERMEK İSTEYENLER İÇİN BİREBİR !

Lifli bir yapıya sahip olduğu için diğer besinlere oranlara daha çok tokluk hissi verir.


PRİNÇ YERİNE BULGUR TÜKETİN !

 Bulgurun vitamin ve protein yönünden prince oranla daha zengin olduğu bilinmektedir.


DEMİR ORANI ISPANAKTAN BİLE FAZLA !

Bulgurda bazı sebzelerden daha çok demir bulunmaktadır.


Gelelim bayılarak yediğimiz Bulgur Pilavımızın tarifine ;
 Tereyağında tel şehriyemizi kavurduktan sonra ılık suda ıslatıp bekletmiş olduğumuz bulgurumuzu iyice süzdürüp kavrulmuş olan şehriyelerimizin üstüne ekliyoruz. Tuzunu,karabiberini ekleyip bir parmak kadar üzerine gelicek şekilde ılık suyu ekleyip kapağını kapatıp kısık ateşte pişiriyoruz. Ayrı bir yerde damak Zevkinize göre doğramış olduğunuz soğanları tereyağda karamelize olucak şekilde kavuruyoruz,soğanlarımız karamelize kıvama yaklaştığında kabuklarıyla beraber rendelemiş olduğumuz kabakları da soğanların üzerine
ekleyip iyice kavuruyoruz. Bu sırada pilavımız demlenmiş oluyor ve soğanlı kabaklı karışımımızı pilavımıza karıştırıp,servis yapıp afiyetle yiyoruz.Yanında bahçeden toplanmış salatalıklarla yapılmış cacıkla beraber yemenizi şiddetle tavsiye ediyorum☺️


MALZEMELER

75gr tereyağ
35gr tel şehriye
100gr pilavlık bulgur
10gr tuz
7gr karabiber
4 tane beyaz soğan
50gr rendelenmiş kabak



Dilerseniz tereyağ yerine sıvıyağ da kullanabilirsiniz fakat bu yemeğin bütün lezzetinin tereyağında gizli olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Tereyağında kavrulmuş o soğanların lezzeti emin olun daha lezziz olacak ☺️


7 Ağustos 2014 Perşembe

SARAY MUTFAKLARI & OSMANLI

Kendi kültürümüze sahip çıkıp,yaşatmanın vakti geldi de geçiyor diye düşünüyorum. Şimdilerde Dünya mutfaklarına duyulan ilginin daha doğrusu abartının sırrını anlamış değilim. Neden önce kendi kültürlerimizi, mutfağımızı tanımak varken başka kültürleri tanıyıp gözümüzde büyütüyoruz. Tabi ki diğer Dünya mutfaklarınında biliniyor olması gerek ama bunu kendi kültürümüzü ötekileştirmeden yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Uluslararası bir yarışmaya katılım olduğunda neden Türk bir ekip Fransız mutfağıyla yarışsın ki ? Neden kendi kültürünü dünyaya tanıtamasın ? Neden bunun sonucunda uluslararası başka bir yarışmada Fransız bir ekip Osmanlı mutfağı katagorisinde yarışmasın ? Biz dünya mutfaklarının etkisi altında o kadar çok kalmışız fakat kendimiz kendi mutfağımızı tanıtamamışız. Artık bu zinciri kırmalıyız ve Osmanlı mutfağını gerektiği noktaya taşımalıyız.
Osmanlı mutfağını size tanıtmak için ufak bir araştırma yaptım ve okurken sizi sıkmaması için elimden geldiği kadar derleyip toparladım.

 Kalabalık bir nufusu olan Osmanlı saraylarında,mutfaklar geniş bir yer tutardı. Topkapı sarayı'nın ikinci avlusuna girerken sağ tarafta tepeleri bacalı 20 kubbeli mutfaklar vardı. Saray mutfak dairesi 1574'te yandı ve bu yangında kiler dairesiyle , helvahanede korunan nadir eşyalar ve Çin yapımı el işleri zarar gördü. Daha sonra III.Murat zamanında Mimar Sinan aynı alana bugünkü mutfakları inşaa etti. Mutfaklar,yemek  pişirilen yerler dışında helvahane,reçelhane,bakırhane,kalayhane gibi kısımlarla ,iki mescit , bir hamam , ambarlar , aşçı oda ve koğuşlarını içeriyordu.
Fatih Sultan Mehmet zamanında sarayda 726 kişi bulunmaktaydı. Fatihten sonra bu mevcut sürekli artmış ve Topkapı Sarayı özellikle Harem dairesi ek binalarla ,asma katlarla genişletilmiştir.
Fatih Sultan Mehmet zamanında , sarayda ne tür yemekler yenildiği konusunda bir ayda tüketilen gıda maddeleri bize bir fikir verebilir. Örneğin; 63 kantar bal,544 tavuk, 28 armut prinç,61 kaz ,19 kıyye safran,116 istiridye,87 karides,400 balık,12 miskal misk ,10 kıyye biber, 11 kıyye zeytinyağı,3 kıyye şinik pekmez,84 kıyye eflak tuzu,13kıyye nişasta,51 şişe boza,616 baş ve paça,180 işkembe,649 yumurta.
III.Murat zamanında saray mutfaklarında toplam 1117 kişi çalışıyordu ve burada bir yılda 30 bin tavuk, 22.500 koyun, 400 kuzu pişiriliyordu. Topkapı Sarayı'nın mutfağında her gün 4-5bin kişiyi doyuracak kadar yemek,ulufe dağıtılacağı günlerde ise yaklaşık 10-15bin askere çorba,pilav,zerde çıkarılıyordu. Ramazan'ın on beşinci gecesi de yaklaşık 10bin Yeniçeri'ye baklava yapılırdı.
Osmanlı Sarayında çorbalar arasında nohut çorbasının özel bir yeri vardı. Bu çorbanın bereket getirileceğine inanıldığı için bolca tüketilirdi. Bu nedenle ilk basılmış yemek kitaplarında nohut çorbasına öncelik verilirdi.

Nohut çorbası reçetesi

MALZEMELER

250gr kuru soğan
2diş sarımsak
1dolmalık biber
480gr haşlanmış nohut
2kaşık zeytinyağı
1,5 kaşık zerdeçal
1tatlı kaşığı toz şeker
1lt sebze suyu
150gr kaymaklı yoğurt
1kaşık un
40gr domateS
350gr havuc
Yarım demet taze soğan
1 demet taze kişniş
Karabiber,tuz


YAPILIŞI

Kuru soğanı soyup küp biçiminde doğrayın. Sarımsağı kıyın. Dolmalık biberi uzunlamasına yarıya bölün,çekirdeklerini alın ve enine ince ince dilimleyin. Nohutları soğuk sudan geçirip süzün. Zeytinhağını tencerede ısıtın. Soğan,sarımsak ve dolmalık biberi şeffaflaşıncaya kadar kavurun. Nohutları ekleyin. Üstüne zerdeçalı  ve toz şekeri serpin,hafif kavurun. Sebze suyuna yoğurdu ve unu katıp iyice karıştırın,tencereye boşaltın  ve bir taşım kaynatın.  Üstünü kapayıp orta ateşte 20dakika pişirin.  Domatesleri kabaca doğrayın. Havuçları soyup verevine ince ince dilimleyin. Taze soğanları temizleyin , beyaz ve açık yeşil kısımlarını verevine kıyın. Domatesle havucu tencereye ekleyin ve üstünü kapalı olarak 10-15 dakika daha pişirin. Çorbayı servise sunarken üzerine taze soğan ve kişniş serpiştirin. Tuz ve karabiberini en son ekleyin. (4 kişiliktir.)  AFİYET OLSUN☺️





13 Nisan 2014 Pazar

Bulyon kullananlarin dikkatine !!!

Gunumuz de katki maddelerini esas alarak yedigimiz urunleri sececek olursak saniyorum ki hepimiz ac kaliriz. Makul bi sekilde bu isi nasil yapabiliriz diye kendimize soracak olursak bunu olabildigince en aza indirerek bir yerden hayatimiz da uygulamaya baslayabiliriz.Bir ornek verecek olursam o leziz mi leziz,tane tane yaptiginiz pilavlarinizda ki ve kisin ilac niyetine,icinizi isitmak icin ictiginiz corbalarinizda kullandiginiz bulyonlarla baslayabiliriz. Bulyonlarimizi kendimiz yapicaz. Cok zor degil korkmayin hemen. Tavuk veya et pisirip hasladiginiz zaman,suyuyla isiniz kalmadigi takdirde et & tavugun suyunu plastik buz torbalarina aliyoruz. Ve buzdolabina atiyoruz. Ve daha sonra yemek yaparken buzdolabindan cikarip saglikli ve en lezzetlisinden kullaniyoruz👍

26 Mart 2014 Çarşamba

SİYAH İNCİ



    Bu yazımı benim gibi zeytin hastası olanlar için yazmak ve bildiklerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Bilmeyenler için evimizde kendi zeytinimizi kurmak oldukça basit aslında.
Her ürünün olduğu gibi zeytinin de bir hasat dönemi var. Bölgeden bölgeye değişiklik gösterse de genelde Ekim ayında zeytin hasadı yapılır.

Hasadımızı yaptıysak gelelim zeytinlerimizi nasıl kuracağımıza.

Zeytinleri topladıktan sonra. Başlıyoruz güzelce ayıklamaya.Endüstriyel üretim yapmayacağımız için zeytinleri boy boy ayıklamaya gerek yok. Sadece kabuğu zedelenmişlerini,yumuşamışlarını ve hastalıklı gözükenlerini ayıklamamız yeterli olacaktır.

Ayıkladıktan sonra zeytinlerimizi güzelce yıkıyoruz. ve Salamura suyunu hazırlıyoruz. Zeytin yapımında tavsiye edilen tuz kaya tuzudur. Normal sofra tuzu kullanır isek Zeytinlerimizin çok kısa zamanda yumuşayıp,bozulmasına neden olabilir.

Tuz oranı ne kadar diye soracak olursanız. Her bir litre su için 6 silme yemek kaşığı tuz kullanıyoruz.

Ayıklanmış,yıkanmış zeytinler cam kavanoza alınır. Üzerine gelecek şekilde hazırlanmış olduğumuz salamura suyu konulur.Zeytinler salamura suyunun içine tamamen gömülür fakat zeytinler  içinde fazla serbest şekilde olmamalıdır. (sıkı sıkı doldurulmalıdır). Salamura suyuyla kavanozun kapağı arasında hava boşluğu kalmaması gereklidir.

Zeytinler salamuraya konulduktan sonra su'da ki tuz zeytinlere geçmeye başlayacaktır bu yüzden tuz oranı düşecektir.Bunun için yaklaşık bir hafta sonra 2-3 yemek kaşığı daha tuz ilave ederiz.


Peki zeytinlerimizi nasıl muhafaza etmeliyiz ?

Zeytinlerimiz için ideal olan muhafaza şekli oda sıcaklığı ve güneş almayan bir yerdir. Ara da sıra da kontrol ederek salamuranın üzerinde oluşan küfleri temizleriz ve kavanozları ters düz çevirip sallarız.Bu işlemi zeytinlerimiz olgunlaşıncaya denk sürdürürüz.
Bu şekilde zeytinlerimiz yaklaşık 6 ay içinde olgunlaşır ve yenmeye hazır hale gelir.


Kurduğunuz zeytinler belki de ilk seferde istediğiniz gibi olmayabilir. Hemen pes etmeyin. Bir kaç kez yaparak kendi sevdiğiniz zeytini elde edebilirsiniz. Kendi zeytininizi kendiniz kurmaya başladıktan sonra,kendi zeytin yağınızı da yapmaya başlayabilirsiniz. Kendi topladığınız zeytinleri,zeytin yağı fabrikalarına götürüp işleme verip,kendi yağınızın oluşumunu izleyebilirsiniz ve gönül rahatlığıyla o muhteşem lezzeti tüketebilirsiniz.

 Emin olun kendi yaptığınız zeytinlerin ve zeytin yağının lezzeti bir başka olacaktır ve artık başka zeytin yiyemeyeceksiniz :)








21 Mart 2014 Cuma

SIFIR YAĞ


BOOOZAAAAAA


Haydi gelin beraber kış gecelerinde içimizi ısıtan o mis gibi Boza nedir bir bakalım.

Boza;darı irmiği ,su ve şekerden üretilen bir kış içeceğidir.İçinde A,B,C ve E vitaminleri bulunmaktadır.
Protein,karbonhidrat,demir,çinko,fosfor açısından da oldukça zengindir.
Boza mayalanması sırasında içinde laktik asit üretir.Ender gıda maddelerinde bulunan bu asit,çok değerli olduğudan,hazmı kolaylaştırıcı bir etkisi vardır ve içinde 0 yağ bulunmaktadır.

Bilinen en eski Türk içeceklerindendir.

   
      Gelelim bozanın faydalarına


  • Gribe yakalanma riskini düşürür.
  • Mide üzerinde olumlu etkileri olduğundan mide yanmalarını azaltır ve mideyi güçlendirir.
  • B vitamini açısından zengin olduğundan zihinsel yorgunluğun giderilmesini sağlar.
  • Kış aylarında bolca tüketilen bozanın öksürüğü azalttığı da bilinir.
  • Hazmı kolaylaştırıcı bir etkisi vardır.
  • Büyüme çağında ki çocukların gelişimine katkı da bulunmaktadır.
  • Son zamanlarda yapılan araştırmalar sonucunda kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini  azalttığı da  bilinmektedir.
  • Süt yapıcı etkisi olduğundan hamilelere önerilir.
  • İçinde bol miktarda vitamin olduğu için sporculara da tavsiye edilir.




Boza;mayalı ve gıda bakterilerinin yaşadığı bir içecek olduğundan koruma şartları çok önemlidir.Şişelenmesi sırasında fermantasyon devam ettiğinden çok hızlı tüketilmesi gerekir.

Boza sokakta ve dükkanlarda bozacılar tarafından satılır ve tabi ki işin aslını bilen ustalar tarafından yapılmaktadır. Bunlardan en iyisi denilebilecek olanlardan  biri Vefa Bozası'dır.


Evde boza yapmayı denemek isteyenler için ;

Malzemeler

3 bardak bulgur
2 Kahve fincanı prinç
3 bardak toz şeker
1 bardak eski boza ya da kibrit kutusu büyüklüğünde maya

Yapımı

Bulgur akşamdan bol su ile ıslatılır.
Ertesi gün bulgur ve prinç iyice ezilinceye kadar pişirilir.
Mikserle çırpılır ve ince süzgeçten geçirilir.
Bu karışım hafif ateşe konulur ve içine şeker atılır,eriyinceye kadar karıştırılır. Sonra ateşten alınır.
Bir yerde ılınmaya bırakılır , arada bir karıştırılır.
ılındıktan sonra içine eski boza ya da ılık suyla ezilmiş maya katılır. İyice karıştırılır.
Bu karışımın ağzı kapatılarak 20-25 derecelik bir yerde ara sıra karıştırılarak 2-3 gün bekletilir.
İçinde göz göz  hale gelmiş kabarcıklar görülürse bozanız olmuş demektir:)
Serin bir yere alınır ve soğuk servis yapılır isteğe bağlı olarak üzerine sarı leblebi ve tarçın ilave edilir
 ve afiyetle içilir...





5 Mart 2014 Çarşamba

Fusion Cuisine

 Füzyon mutfağına merhabalaar diyerek başlayalım :)

Füzyon mutfağı günlük hayatımızda artık çoğu yerde duyduğumuz bir kavram haline geldi diye düşünüyorum.

Peki gerçekten nedir bu ' Füzyon Mutfak' ?

Ve biz bu kavramdan ne kadar haberdarız ?

Gelin önce birlikte Füzyonun kelime anlamına bir bakalım.

Füzyon;birleşme,kaynaşma demektir. Yani buradan yola çıkacak olursak az çok tahmin edebiliriz.
Kimyada tepkimelere verilen genel bir terim olmakla beraber,dilimize sonradan girmiş ve popülaritesi baya yüksek ve şaşalı bir kelimedir. Ama kelime anlamına baktığımızda bize hiçte uzak gelmediğini görmüş olduk.

Füzyon;kaynaşma,bütünleşme demiştik. Yani farklı milletten insanların, farklı yerlere yaptığı göçler sonucunda kaynaşan kültürlerin ortaya çıkarttığı bir akım diyebiliriz.

California ve Avustralya'ya yapılan göçler sonucu bu akım yaygınlaştı ve tuttu. İngilizi,Fransızı,Çinlisi, vs geldi ve bunların mutfakları arasında bir füzyon oluştu.

Bizim mutfağımıza bakacak olursak; Bizim mutfağımız zaten farklı kültürlerin etkisini görmüş  ve gelişmiş bir mutfak. Füzyonun en güzel örneği Osmanlı mutfağı değil mi sizce de bir düşünürsek ?
Osmanlı topraklarında yaşamış olan bir çok milletin ve bir çok kültürden bir çok şey var mutfağımızda.
Bu yüzden Füzyon mutfağına en güzel,en yoğun örnekler, Osmanlı mutfağından verilebilir.

Bir örnekle bakacak olursak; 'Kebap' Türk Füzyon mutfağının bir ürünüdür aslında.
 Nasıl mı ?
Kebap;Asya ve Arap mutfağından sonra Türk mutfağının Füzyonuyla gelişmiş bir yemektir aslında. Türkiye'de  1950'ler de yaygınlaşmıştır.

Füzyon bir açıdan da ; Yemeğin ve mutfağın  ' Küreselleşmesi ' anlamına gelir.
Bir çeşit Mutfak devrimidir aslında.
Dünya mutfaklarına ait farklı yemek anlayışlarının sentezlenip , yeni mutfaklar, yeni yemekler ve yeni lezzetlerle yaratılıp bir araya gelmesi de diyebiliriz.

Örneğin ; Türk mutfağından bir kebap yemeğinin, yeniden yorumlanıp, onu bir Uzakdoğu garnitürü ile  ya da Bir Fransız sosu ile sunulması  ve bu şekilde yeni yemekler üretilmesi.








1 Mart 2014 Cumartesi

Kahve Severler & Kopi Luwak





Merhabalar Kahve severler…

Bu yazımda sizlerle benim de yeni duyduğum fakat yazmaya zaman bulamadığım bir konuyu paylaşacağım, eminim aramızda sizlerden de benim gibi bu zamana kadar duymamış olanlar olabilir. Ne kahvesi derseniz şöyle bir bakalım…


Kahve denilince akla ilk gelen ülkelerden birisi Brezilya’dır. Fakat Brezilya kahvesi bile bir Rakun’un dışkısından çıkan kahve çekirdekleri kadar lezzetli ve değerli olamıyor.


Nasıl mı  ?

Bir tür kedi cinsi olan Rakunlar yemiş ağaçlıkların bol olduğu yerlerde yaşarlar ve hem etobur hem de otobur canlılardır. Rakunlar genelde yıkayıcı isimleriyle de anılmaktadırlar. Bunun sebebi avlamış oldukları hayvanları suya batırıp çıkartıp temizlemiş olmalarıdır. Civet kedilerinin miğdesinde bulunan bir enzim sayesinde çekirdeğin aromaları farklılaşıyor. Gerekli fermente işlemlerinden sonra doğru kavurma teknikleri ile içilebilir hale geliyor.


Peki ya Kahve  ??

Rakunlar ömürlerinin çoğunu ağaç üzerlerinde geçirirler. Kahve ağacına çıkarak kahve çekirdeklerini yemek keyifle yaptıkları bir iştir. Fakat kahve çekirdeklerini çiğneyemedikleri için oldukları gibi sindirim sistemine gider ve kahve çekirdekleri sindirim sisteminde  asit vb enzimler ile bir tür fermentasyona girerek tekrar boşaltım sisteminden çıkarlar. Endonezya da bir kuruluş tarafından üretimi yapılmaktadır. Endonezya’da Yıllık 450 kilo Kopi Luwak toplanır. İşlemler sırasında ortalama 75 ila 100 kilo kadar fire olur. Akabinde ortalama  350 kilo yıllık üretim olur. Bu 350 kilonun  %80’i Japonya ve Asya ülkelerine, %10’u Abd ve kalan %10’u diğer ülkelere yayılır. Kahve Borsasında gerçek olduğunu ispatlamak için kalıp (Dışkı) halinde satılmaktadır.


Başka bir hayvan da kahve çekirdeği yiyip bu sonucu veremiyor. Bu nedenle çok pahalı. Türkiye’de de bu kahveden bulabilirsiniz. Tefal Shoplar’da ve Esse mağzaların’da  bulunan Kopi Luwak  15 içimlik kutularda satılıyor ve bu kutunun satış fiyatı  990 tl. Evde yaparsanız fincanı 66tl ye geliyor. İngiltere’de bir cafe’de içerseniz fincanı 125 pound. Siz siz olun Bir rakun yakalarsanız kaçırmayın J











26 Şubat 2014 Çarşamba

MOLEKÜLER GASTRONOMİ

                               






                              MOLEKÜLER GASTRONOMİ NEDİR BİR BAKALIM



               Son günlerde adını sıkça duyduğumuz ‘Moleküler Gastronomi’  Nedir ?
diye merak edenler için araştırdım ve sizler için bu yazıyı yazdım arkadaşlar…

Konuyla bilgisi olmayanlar için arada Gastronominin ne olduğunu da belirtmek istedim.
Gastronomi yemekle kültür arasında ki ilişkiyi inceleyen bir bilim,bir disiplindir.
Neden disiplindir diye düşünürseniz ;insan hayatı için çok büyük önem taşımaktadır.Sonuçları ağır olabilir. Sonuç olarak;Yenilenebilen tüm maddelerin hijyen kurallarına uygun  , iyi düzenlenmiş,hoş, lezzetli bir şekilde göze hitap etmesi de denilebilir.

Yemek yemek insanoğlunun hayatı boyunca bir ihtiyacı olduğu için bu sektörde oldukça aktif ve sonu yok. Bu yüzden Bilim adamları bu konuya da el atmış bulunmaktalar.

Moleküler Gastronomi ne bir yemek akımı , ne yemek pişirme tekniği ne de bilimsel olarak yemek pişirmektir.

Yemeğin pişmesinin her aşaması kimyasal bir reaksiyondur aslında.
Moleküler Gastronomi yemeğin pişmesi sırasında, başından sonuna kadar her aşamada oluşan fiziksel ve kimyasal değişimlerin arkasında ki bilimsel gerçeklerin anlaşılmasıdır.
Bütün bunların anlaşılabilmesi için de gıdaların kendilerini oluşturan bileşenlerine kadar fiziksel ve kimyasal yapılarının bilimsel olarak çok iyi analiz edilmesi gerekmektedir.

Biri fizikçi diğeri kimyacı olan iki bilim adamı Nicholas Kurti ve Herve This ,1988 yılında bir araya gelerek bu konuda önemli araştırmalara girişmişlerdir.

Moleküler Gastronominin babalarından biri sayılan Herve This Moleküler Gastronomiyi‘Gıdaların pişirilmesi sırasında oluşan fiziksel ve kimyasal değişimleri ve gıdayı oluşturan bileşenlerin neden olduğu duyusal algılamayı açıklayan interdsipliner bir bilim dalıdır.’Açıklamıştır.


Herve This doktora tezini Moleküler ve Fiziksel Gastronomi üzerine yapmaya karar verdiğinde 5 temel hedeften yola çıktıklarını belirtmiştir.


1)Yiyecekler ve yemek pişirme esnasında meydana gelen değişimler hakkında ki şehir efsanelerinin doğruluğunun araştırılması

2)Var olan yemek reçetelerinin gıdaların kimyasal,fiziksel özellikleri ve yeni bilgiler doğrultusunda incelenip,geliştirilmesi.

3)Yemek pişirmeye yeni yöntem ve teknikler eklenmesi

4)Yukarıda sıralanan hedeflerden elde edilen verileri kullanarak yeni yemek reçeteleri oluşturulması.

5)Yiyecekleri cazip kılan özelliklerini kullanarak gıda biliminin öneminin vurgulanması.


Bu hedeflerden ilk ikisi bilime dayalı olup diğerlerinde elde edilen verilerin uygulanması şarttır.

Ancak bu bilim dalının mutfağa bir yenilik veya akım getirmek gibi bir hedefi yoktur.
KISACA BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK AÇIDAN BAKILDIĞINDA MOLEKÜLER GASTRONOMİNİN RUHUNDA ESAS OLARAK YİYECEKLER HAKKINDA BİLİNMEYEN GERÇEKLERİ BULUP AÇIKLAMAK VE BU BİLİMSEL GERÇEKLERİN PRATİKTE UYGULANABİLİR HALE GETİRİLEBİLMESİDİR.




Ancak bilim adamları tarafından açıklanan bu gerçekler günümüzde yaratıcı şefler tarafından mutfakta büyük bir başarı ile kullanılmaktadır.
Böylece bilimsel veriler ve yaratıcı şefler birlikteliği sonucunda büyük gıda endüstrileri için üretilen bir çok veri teknoloji mutfaklara girmiştir.
Bilim ve sanat,yaratıcılık bir araya geldiğinde biz tüketicilerin keyifle,hayret ve hayranlıkla tükettiğimiz çoğu alışılmışın çok dışında yepyeni yemek türleri ortaya çıkmıştır.

Moleküler Gastronomin uygulanması bir takım özel gıda katkı maddeleri teknoloji
Gerektirdiğinden evimizin mutfağında uygulayamayız.
Sağlık açısından bir tehdit oluşturmaması için,kullanılan bütün gıda katkı maddelerinin gıda kodeksinin ve yasaların ön gördüğü şekil ve miktarda kullanılması zorunluluğu vardır.


MOLEKÜLER GASTRONOMİNİN MUTFAĞA UYGULANMASI İLE YARATILAN EN POPÜLER FORMLARDAN BİRİ EN YAYGIN ŞEKİLDE ‘HAVYAR’ OLARAK BİLİNEN ASLINDA BİR JELİN İÇİNE HAPSEDİLEREK KÜRESELLEŞTİRİLEN SIVILARDIR.


MOLEKÜLER GASTRONOMİNİN SONUCUNA VARIRSAK ;



Moleküler mutfakta, yemek ve yemek yapmaya dair sosyal ve sanatsal görüşlerin  (örneğin yemeğin hazırlanış ve sunum yöntemlerinin bizi nasıl  etkilediği) bilimsel olarak incelenmesi yoluyla yapılan gözlemler,  aşçılar tarafından yemekten alınan zevkin anlaşılmasında ve  artırılmasında kullanılabilir. Bu gibi bilgiler, nesillerdir sürüp giden  mutfak efsanelerini tarihe gömmeyi ve yemek yapma süreciyle ilgili  bilimsel olarak doğru bilgiler sağlamayı olduğu kadar; yemekten, yemek  yapmaktan ve yemek yemekten aldığımız zevkin artmasına yardımcı olacak  bilgiler sunmayı da amaçlayan moleküler gastronominin tipik araştırma konularıdır.





3 Şubat 2014 Pazartesi

PASTAAAAA !!!

Gelin beraber hepimizin çok severek yediği, Mutfaklarımızın vazgeçilmezi olan Makarnaya şöyle bir bakalım.

   İnsanlar, doğdukları andan itibaren yaşamak ve bir fizyolojik ihtiyaç olarak da, karınlarını doyurmayı ön planda tutmuşlardır. Gelişen teknoloji ve sistemlerle daha sağlıklı yaşamak için gıdaların üretimi ve beslenmedeki önemini incelenmiştir. Beslenmemizdeki önemli öğelerden karbonhidratlı gıdalar, başta gelmektedir. Bu tür besinlerin başında makarnalar gelir. Bunlar küçük katkılarla lezzetli bir yemek olurken, uzun süre tok tuttukları gibi dengeli beslenmeyi sağlarlar.


BESİN DEĞERİ
 Pasta öncelikle komplex karbonhidratlardan nişastaları sağlar. Bu çabuk kullanılan enerji sağlar, kariojen değildirler ve şeker hastalarına da tavsiye edilirler.Az miktarda lipid, protein içerir. Özellikle glutamik asit içerir. Vitamin olarak B1, B2, PP içerir.

Mineral olarak fosfor, bakır, kalsiyum, demir ve çinko bulunur. Tahıl, sebze, peynirle servis edildiğinde tek bir tabakta tam bir beslenme sağlar. Şişmanlattığı doğru değildir.  100 gr. 350 kcal içerir. Önemli olan sostaki yağları dengelenmesidir. Dişe gelecek şekilde az pişirilirse hazmıda kolaylaşır. %5 daha az kalori sağlar. Fazla ısıya maruz kalmadığından beslenme değerleri daha yüksek olur.

MAKARNA ŞİŞMANLATMAZ  !!!  İNANMIYORSAk Bİ OKUYALIM  ?  ?  ?
Dünyaca meşhur Weight Watchers'in menüsünde makarnanın yeri olduğunu biliyormusunuz  ?
Akdeniz Zayıflama rejiminde her gün makarnaya yer veriliyor.  Makarnanın mideyi 3 saat meşgul ederek aynı zamanda acıkmayı uzak tuttuğunu biliyor musunuz ?
Makarnayı çok pişirip nişastasının pişip şişmesini sağlamayınız. Gıda uzun süre ısıya maruz kaldığından beslenme değerleri azalır. Makarnalı Akdeniz rejimiyle zayıflama yavaş fakat kesin olur.


KALİTELİ İYİ BİR MAKARNA GÖZLE  TANINIR.

Açık sarımtırak renkte,mat değil ve yarı saydam olmalıdır. Beyaz küçük lekeleri olmamalı çünkü eski olduğunu veya başka maddelerin karıştığını belirtir.






MAKARNA PİŞİRİRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKNLER
1- Her 100 gr makarna için 1 litre  su kullanın.
2- Az suda pişirilen ve soğuk suya konan  makarna,geç kaynamaya başlar ve makarna yapışkan olur.
3- Tuz oranı her 1 litre su icin 10 gr (1 Tatlı kaşığı) veya yarısını kullanınız.
4- Kaynamaya başlayan suyunuza tuzunu ekleyiniz.  Tuz önce konursa su geç kaynar.Makarnayı o zaman atınız.
5- Önceleri sık sık ,sonra arasıra karıştırıp yapışmamasını sağlayınız. İsterseniz suyuna bir tatlı kaşığı çiçek yağı katabilirsiniz ama gerek yoktur.
6- Tekrar kaynamaya başlayınca alevi kısarak yavaş kaynamasını sağlayınız.   Fazla kaynatmak enerji kaybına neden olur.


MAKARNAYI NE KADAR PİŞİRELİM ?
Makarna pişirmenin en zor ve püf noktası,onun işlemlerden geçip,masaya servisinde aldente (hafif sertçe) olarak servis edilmesidir. Makarna pişirme süresi, onun kalınlığına bağlıdır. İnce olanlar için birkaç dakikayken kalınlar için 20 dak. olabilir. Birkaç denemeden sonra ailenin en çok yediği tip makarna ve çeşitlerinin pişirilme süreleri ve hangi soslarla tercih edildiğini bulursunuz. Pişirmeye başlarken kişi sayısına yeteçek kadar makarna haşlayın. beklemiş makarna hem lezzetten hemde besin değerlerinden kaybeder. Karıştırırken yumuşadığını hissedince bir tane alıp tadına bakın. Tavan atıp bakmak masraflı ve estetik bozar. Normalden biraz daha sert olmalıdır çünkü kendi sıçaklığıyla pişmeye devam ederken servis edinceye kadar geçen zamanda tam pişme noktasında olur. Makarnayı tırnağınızla, çatal veya kaşıkla kırıp,orta kısmında ince bir beyazlığın olduğuna bakın. Beyazlık kalınsa pişirmeye devam edin.
  Pişmesine az kalmış olan makarnayı alıp süzün. Lazanya ve geniş yüzlü makarnaların suyuna bir kaşık yağ koyabilirsiniz. Yapışmalarına engel olur. Pişmiş makarnanın içine 1 veya 2 bardak soğuk su ilave edin. Pişmesini yavaşlatır. Süzgeçin içinde süzün. Asla soğutmayın. Zahmet ve parayla ısıttığınızı soğutup tekrar ısıtmak zarardan başka birşey değildir. Boşalan tencereye tereyağı koyup hafif ısıda veya kendi ısısıyla eritin. Makarnayı tekrar tencereye koyup karıştırın ve sosunu ilave edin, Karıştırın ve üstüne genelde sert peynir rendesi serpip servis edin.






Ve birkaç makarna tarifi...


                                      BEYAZ ŞARAPLI KURU DOMATESLİ VE PEYNİR SOS İLE.. FARFELLE


MALZEMELER
40gr tereyağı
1 çay kaşığı hardal
40gr un
½ lt süt
½ çay kaşığı tuz
1 tutam muskat
½ çay kaşığı değirmende çekilmiş karabiber
3-4 damla tabasco acı biber sosu
125 gr rendelenmiş cheddar peyniri
100 gr kurutulmuş domates

YAPILIŞI
-Bir tencerede tereyağını eritip ateşten alın.
 -Kurutulmuş domatesleri ince şekilde doğrayın.
- Hardal ve un ilave edip karıştırın.
- Tuz, muskat, karabiber ve tabasco kurutulmuş domates ilave edip kaynamaya başlayınca ateşi kısarak peynir ilave edin.
- 3 dk karıştırarak pişirin.
- Şarap ilave ederek 1 dk pişirerek makarna üzerinde servis edin...



                                                PENNE MAKARNA , ARRABIATA SOS İLE

MALZEMELER

1 çorba kaşığı zeytinyağı
1 adet büyük iyi kıyılmış soğan
4 diş sarımsak
½ bardak kırmızı şarap
1 çorba kaşığı toz şeker
6 yaprak doğranmış fesleğen
1 çay kaşığı doğranmış Arnavut biberi
2 çorba kaşığı salça
1 çorba kaşığı limon suyu
 ½ çay kaşığı sebzeli çeşni
½ çay kaşığı değirmende çekilmiş karabiber
200 gr dilimlenmiş konserve domates 
2 çorba kaşığı doğranmış maydanoz 


Yapılışı

- Bir tavada yağı ısıtıp soğan ve sarımsak ekleyip 5 dk bekletin.
- Diğer malzemeleri ekleyip kaynatın
-  Kaynadıktan sonra ateşi kısıp 15 dk pişirin
- Piştikten sonra maydanoz ilave edip makarnayla servis edin.