Besleyici,sağlıklı bir o kadar lezziizzz mi lezziz Bulgur Pilavıyla sizlerleyim :)
Bulgur Pilavından önce size biraz bulgurdan bahsetmek istiyorum. Bulgur beslenme ihtiyacımızın temelinde önemli bir yer almaktadır. Aynı zamanda ekonomiktir de. Karbonhidrat değeri düşük,Protein değeri yüksektir. Kanda ki yağları düşürücü özelliği vardır. Bulgurda bulunan B1 vitamini sinir ve sindirim sisteminde önemli rol oynar. Kolestrol içermez. Raf ömrü oldukça uzundur.
KİLO VERMEK İSTEYENLER İÇİN BİREBİR !
Lifli bir yapıya sahip olduğu için diğer besinlere oranlara daha çok tokluk hissi verir.
PRİNÇ YERİNE BULGUR TÜKETİN !
Bulgurun vitamin ve protein yönünden prince oranla daha zengin olduğu bilinmektedir.
DEMİR ORANI ISPANAKTAN BİLE FAZLA !
Bulgurda bazı sebzelerden daha çok demir bulunmaktadır.
Gelelim bayılarak yediğimiz Bulgur Pilavımızın tarifine ;
Tereyağında tel şehriyemizi kavurduktan sonra ılık suda ıslatıp bekletmiş olduğumuz bulgurumuzu iyice süzdürüp kavrulmuş olan şehriyelerimizin üstüne ekliyoruz. Tuzunu,karabiberini ekleyip bir parmak kadar üzerine gelicek şekilde ılık suyu ekleyip kapağını kapatıp kısık ateşte pişiriyoruz. Ayrı bir yerde damak Zevkinize göre doğramış olduğunuz soğanları tereyağda karamelize olucak şekilde kavuruyoruz,soğanlarımız karamelize kıvama yaklaştığında kabuklarıyla beraber rendelemiş olduğumuz kabakları da soğanların üzerine
ekleyip iyice kavuruyoruz. Bu sırada pilavımız demlenmiş oluyor ve soğanlı kabaklı karışımımızı pilavımıza karıştırıp,servis yapıp afiyetle yiyoruz.Yanında bahçeden toplanmış salatalıklarla yapılmış cacıkla beraber yemenizi şiddetle tavsiye ediyorum☺️
MALZEMELER
75gr tereyağ
35gr tel şehriye
100gr pilavlık bulgur
10gr tuz
7gr karabiber
4 tane beyaz soğan
50gr rendelenmiş kabak
Dilerseniz tereyağ yerine sıvıyağ da kullanabilirsiniz fakat bu yemeğin bütün lezzetinin tereyağında gizli olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Tereyağında kavrulmuş o soğanların lezzeti emin olun daha lezziz olacak ☺️
17 Ağustos 2014 Pazar
7 Ağustos 2014 Perşembe
SARAY MUTFAKLARI & OSMANLI
Kendi kültürümüze sahip çıkıp,yaşatmanın vakti geldi de geçiyor diye düşünüyorum. Şimdilerde Dünya mutfaklarına duyulan ilginin daha doğrusu abartının sırrını anlamış değilim. Neden önce kendi kültürlerimizi, mutfağımızı tanımak varken başka kültürleri tanıyıp gözümüzde büyütüyoruz. Tabi ki diğer Dünya mutfaklarınında biliniyor olması gerek ama bunu kendi kültürümüzü ötekileştirmeden yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Uluslararası bir yarışmaya katılım olduğunda neden Türk bir ekip Fransız mutfağıyla yarışsın ki ? Neden kendi kültürünü dünyaya tanıtamasın ? Neden bunun sonucunda uluslararası başka bir yarışmada Fransız bir ekip Osmanlı mutfağı katagorisinde yarışmasın ? Biz dünya mutfaklarının etkisi altında o kadar çok kalmışız fakat kendimiz kendi mutfağımızı tanıtamamışız. Artık bu zinciri kırmalıyız ve Osmanlı mutfağını gerektiği noktaya taşımalıyız.
Osmanlı mutfağını size tanıtmak için ufak bir araştırma yaptım ve okurken sizi sıkmaması için elimden geldiği kadar derleyip toparladım.
Kalabalık bir nufusu olan Osmanlı saraylarında,mutfaklar geniş bir yer tutardı. Topkapı sarayı'nın ikinci avlusuna girerken sağ tarafta tepeleri bacalı 20 kubbeli mutfaklar vardı. Saray mutfak dairesi 1574'te yandı ve bu yangında kiler dairesiyle , helvahanede korunan nadir eşyalar ve Çin yapımı el işleri zarar gördü. Daha sonra III.Murat zamanında Mimar Sinan aynı alana bugünkü mutfakları inşaa etti. Mutfaklar,yemek pişirilen yerler dışında helvahane,reçelhane,bakırhane,kalayhane gibi kısımlarla ,iki mescit , bir hamam , ambarlar , aşçı oda ve koğuşlarını içeriyordu.
Fatih Sultan Mehmet zamanında sarayda 726 kişi bulunmaktaydı. Fatihten sonra bu mevcut sürekli artmış ve Topkapı Sarayı özellikle Harem dairesi ek binalarla ,asma katlarla genişletilmiştir.
Fatih Sultan Mehmet zamanında , sarayda ne tür yemekler yenildiği konusunda bir ayda tüketilen gıda maddeleri bize bir fikir verebilir. Örneğin; 63 kantar bal,544 tavuk, 28 armut prinç,61 kaz ,19 kıyye safran,116 istiridye,87 karides,400 balık,12 miskal misk ,10 kıyye biber, 11 kıyye zeytinyağı,3 kıyye şinik pekmez,84 kıyye eflak tuzu,13kıyye nişasta,51 şişe boza,616 baş ve paça,180 işkembe,649 yumurta.
III.Murat zamanında saray mutfaklarında toplam 1117 kişi çalışıyordu ve burada bir yılda 30 bin tavuk, 22.500 koyun, 400 kuzu pişiriliyordu. Topkapı Sarayı'nın mutfağında her gün 4-5bin kişiyi doyuracak kadar yemek,ulufe dağıtılacağı günlerde ise yaklaşık 10-15bin askere çorba,pilav,zerde çıkarılıyordu. Ramazan'ın on beşinci gecesi de yaklaşık 10bin Yeniçeri'ye baklava yapılırdı.
Osmanlı Sarayında çorbalar arasında nohut çorbasının özel bir yeri vardı. Bu çorbanın bereket getirileceğine inanıldığı için bolca tüketilirdi. Bu nedenle ilk basılmış yemek kitaplarında nohut çorbasına öncelik verilirdi.
Nohut çorbası reçetesi
MALZEMELER
250gr kuru soğan
2diş sarımsak
1dolmalık biber
480gr haşlanmış nohut
2kaşık zeytinyağı
1,5 kaşık zerdeçal
1tatlı kaşığı toz şeker
1lt sebze suyu
150gr kaymaklı yoğurt
1kaşık un
40gr domateS
350gr havuc
Yarım demet taze soğan
1 demet taze kişniş
Karabiber,tuz
YAPILIŞI
Kuru soğanı soyup küp biçiminde doğrayın. Sarımsağı kıyın. Dolmalık biberi uzunlamasına yarıya bölün,çekirdeklerini alın ve enine ince ince dilimleyin. Nohutları soğuk sudan geçirip süzün. Zeytinhağını tencerede ısıtın. Soğan,sarımsak ve dolmalık biberi şeffaflaşıncaya kadar kavurun. Nohutları ekleyin. Üstüne zerdeçalı ve toz şekeri serpin,hafif kavurun. Sebze suyuna yoğurdu ve unu katıp iyice karıştırın,tencereye boşaltın ve bir taşım kaynatın. Üstünü kapayıp orta ateşte 20dakika pişirin. Domatesleri kabaca doğrayın. Havuçları soyup verevine ince ince dilimleyin. Taze soğanları temizleyin , beyaz ve açık yeşil kısımlarını verevine kıyın. Domatesle havucu tencereye ekleyin ve üstünü kapalı olarak 10-15 dakika daha pişirin. Çorbayı servise sunarken üzerine taze soğan ve kişniş serpiştirin. Tuz ve karabiberini en son ekleyin. (4 kişiliktir.) AFİYET OLSUN☺️
Osmanlı mutfağını size tanıtmak için ufak bir araştırma yaptım ve okurken sizi sıkmaması için elimden geldiği kadar derleyip toparladım.
Kalabalık bir nufusu olan Osmanlı saraylarında,mutfaklar geniş bir yer tutardı. Topkapı sarayı'nın ikinci avlusuna girerken sağ tarafta tepeleri bacalı 20 kubbeli mutfaklar vardı. Saray mutfak dairesi 1574'te yandı ve bu yangında kiler dairesiyle , helvahanede korunan nadir eşyalar ve Çin yapımı el işleri zarar gördü. Daha sonra III.Murat zamanında Mimar Sinan aynı alana bugünkü mutfakları inşaa etti. Mutfaklar,yemek pişirilen yerler dışında helvahane,reçelhane,bakırhane,kalayhane gibi kısımlarla ,iki mescit , bir hamam , ambarlar , aşçı oda ve koğuşlarını içeriyordu.
Fatih Sultan Mehmet zamanında sarayda 726 kişi bulunmaktaydı. Fatihten sonra bu mevcut sürekli artmış ve Topkapı Sarayı özellikle Harem dairesi ek binalarla ,asma katlarla genişletilmiştir.
Fatih Sultan Mehmet zamanında , sarayda ne tür yemekler yenildiği konusunda bir ayda tüketilen gıda maddeleri bize bir fikir verebilir. Örneğin; 63 kantar bal,544 tavuk, 28 armut prinç,61 kaz ,19 kıyye safran,116 istiridye,87 karides,400 balık,12 miskal misk ,10 kıyye biber, 11 kıyye zeytinyağı,3 kıyye şinik pekmez,84 kıyye eflak tuzu,13kıyye nişasta,51 şişe boza,616 baş ve paça,180 işkembe,649 yumurta.
III.Murat zamanında saray mutfaklarında toplam 1117 kişi çalışıyordu ve burada bir yılda 30 bin tavuk, 22.500 koyun, 400 kuzu pişiriliyordu. Topkapı Sarayı'nın mutfağında her gün 4-5bin kişiyi doyuracak kadar yemek,ulufe dağıtılacağı günlerde ise yaklaşık 10-15bin askere çorba,pilav,zerde çıkarılıyordu. Ramazan'ın on beşinci gecesi de yaklaşık 10bin Yeniçeri'ye baklava yapılırdı.
Osmanlı Sarayında çorbalar arasında nohut çorbasının özel bir yeri vardı. Bu çorbanın bereket getirileceğine inanıldığı için bolca tüketilirdi. Bu nedenle ilk basılmış yemek kitaplarında nohut çorbasına öncelik verilirdi.
Nohut çorbası reçetesi
MALZEMELER
250gr kuru soğan
2diş sarımsak
1dolmalık biber
480gr haşlanmış nohut
2kaşık zeytinyağı
1,5 kaşık zerdeçal
1tatlı kaşığı toz şeker
1lt sebze suyu
150gr kaymaklı yoğurt
1kaşık un
40gr domateS
350gr havuc
Yarım demet taze soğan
1 demet taze kişniş
Karabiber,tuz
YAPILIŞI
Kuru soğanı soyup küp biçiminde doğrayın. Sarımsağı kıyın. Dolmalık biberi uzunlamasına yarıya bölün,çekirdeklerini alın ve enine ince ince dilimleyin. Nohutları soğuk sudan geçirip süzün. Zeytinhağını tencerede ısıtın. Soğan,sarımsak ve dolmalık biberi şeffaflaşıncaya kadar kavurun. Nohutları ekleyin. Üstüne zerdeçalı ve toz şekeri serpin,hafif kavurun. Sebze suyuna yoğurdu ve unu katıp iyice karıştırın,tencereye boşaltın ve bir taşım kaynatın. Üstünü kapayıp orta ateşte 20dakika pişirin. Domatesleri kabaca doğrayın. Havuçları soyup verevine ince ince dilimleyin. Taze soğanları temizleyin , beyaz ve açık yeşil kısımlarını verevine kıyın. Domatesle havucu tencereye ekleyin ve üstünü kapalı olarak 10-15 dakika daha pişirin. Çorbayı servise sunarken üzerine taze soğan ve kişniş serpiştirin. Tuz ve karabiberini en son ekleyin. (4 kişiliktir.) AFİYET OLSUN☺️
13 Nisan 2014 Pazar
Bulyon kullananlarin dikkatine !!!
Gunumuz de katki maddelerini esas alarak yedigimiz urunleri sececek olursak saniyorum ki hepimiz ac kaliriz. Makul bi sekilde bu isi nasil yapabiliriz diye kendimize soracak olursak bunu olabildigince en aza indirerek bir yerden hayatimiz da uygulamaya baslayabiliriz.Bir ornek verecek olursam o leziz mi leziz,tane tane yaptiginiz pilavlarinizda ki ve kisin ilac niyetine,icinizi isitmak icin ictiginiz corbalarinizda kullandiginiz bulyonlarla baslayabiliriz. Bulyonlarimizi kendimiz yapicaz. Cok zor degil korkmayin hemen. Tavuk veya et pisirip hasladiginiz zaman,suyuyla isiniz kalmadigi takdirde et & tavugun suyunu plastik buz torbalarina aliyoruz. Ve buzdolabina atiyoruz. Ve daha sonra yemek yaparken buzdolabindan cikarip saglikli ve en lezzetlisinden kullaniyoruz👍
26 Mart 2014 Çarşamba
SİYAH İNCİ
Bu yazımı benim gibi zeytin hastası olanlar için yazmak ve bildiklerimi sizlerle paylaşmak istedim.
Bilmeyenler için evimizde kendi zeytinimizi kurmak oldukça basit aslında.
Her ürünün olduğu gibi zeytinin de bir hasat dönemi var. Bölgeden bölgeye değişiklik gösterse de genelde Ekim ayında zeytin hasadı yapılır.
Hasadımızı yaptıysak gelelim zeytinlerimizi nasıl kuracağımıza.
Zeytinleri topladıktan sonra. Başlıyoruz güzelce ayıklamaya.Endüstriyel üretim yapmayacağımız için zeytinleri boy boy ayıklamaya gerek yok. Sadece kabuğu zedelenmişlerini,yumuşamışlarını ve hastalıklı gözükenlerini ayıklamamız yeterli olacaktır.
Ayıkladıktan sonra zeytinlerimizi güzelce yıkıyoruz. ve Salamura suyunu hazırlıyoruz. Zeytin yapımında tavsiye edilen tuz kaya tuzudur. Normal sofra tuzu kullanır isek Zeytinlerimizin çok kısa zamanda yumuşayıp,bozulmasına neden olabilir.
Tuz oranı ne kadar diye soracak olursanız. Her bir litre su için 6 silme yemek kaşığı tuz kullanıyoruz.
Ayıklanmış,yıkanmış zeytinler cam kavanoza alınır. Üzerine gelecek şekilde hazırlanmış olduğumuz salamura suyu konulur.Zeytinler salamura suyunun içine tamamen gömülür fakat zeytinler içinde fazla serbest şekilde olmamalıdır. (sıkı sıkı doldurulmalıdır). Salamura suyuyla kavanozun kapağı arasında hava boşluğu kalmaması gereklidir.
Zeytinler salamuraya konulduktan sonra su'da ki tuz zeytinlere geçmeye başlayacaktır bu yüzden tuz oranı düşecektir.Bunun için yaklaşık bir hafta sonra 2-3 yemek kaşığı daha tuz ilave ederiz.
Peki zeytinlerimizi nasıl muhafaza etmeliyiz ?
Zeytinlerimiz için ideal olan muhafaza şekli oda sıcaklığı ve güneş almayan bir yerdir. Ara da sıra da kontrol ederek salamuranın üzerinde oluşan küfleri temizleriz ve kavanozları ters düz çevirip sallarız.Bu işlemi zeytinlerimiz olgunlaşıncaya denk sürdürürüz.
Bu şekilde zeytinlerimiz yaklaşık 6 ay içinde olgunlaşır ve yenmeye hazır hale gelir.
Kurduğunuz zeytinler belki de ilk seferde istediğiniz gibi olmayabilir. Hemen pes etmeyin. Bir kaç kez yaparak kendi sevdiğiniz zeytini elde edebilirsiniz. Kendi zeytininizi kendiniz kurmaya başladıktan sonra,kendi zeytin yağınızı da yapmaya başlayabilirsiniz. Kendi topladığınız zeytinleri,zeytin yağı fabrikalarına götürüp işleme verip,kendi yağınızın oluşumunu izleyebilirsiniz ve gönül rahatlığıyla o muhteşem lezzeti tüketebilirsiniz.
Emin olun kendi yaptığınız zeytinlerin ve zeytin yağının lezzeti bir başka olacaktır ve artık başka zeytin yiyemeyeceksiniz :)
21 Mart 2014 Cuma
SIFIR YAĞ
BOOOZAAAAAA
Haydi gelin beraber kış gecelerinde içimizi ısıtan o mis gibi Boza nedir bir bakalım.
Boza;darı irmiği ,su ve şekerden üretilen bir kış içeceğidir.İçinde A,B,C ve E vitaminleri bulunmaktadır.
Protein,karbonhidrat,demir,çinko,fosfor açısından da oldukça zengindir.
Boza mayalanması sırasında içinde laktik asit üretir.Ender gıda maddelerinde bulunan bu asit,çok değerli olduğudan,hazmı kolaylaştırıcı bir etkisi vardır ve içinde 0 yağ bulunmaktadır.
Bilinen en eski Türk içeceklerindendir.
Gelelim bozanın faydalarına
- Gribe yakalanma riskini düşürür.
- Mide üzerinde olumlu etkileri olduğundan mide yanmalarını azaltır ve mideyi güçlendirir.
- B vitamini açısından zengin olduğundan zihinsel yorgunluğun giderilmesini sağlar.
- Kış aylarında bolca tüketilen bozanın öksürüğü azalttığı da bilinir.
- Hazmı kolaylaştırıcı bir etkisi vardır.
- Büyüme çağında ki çocukların gelişimine katkı da bulunmaktadır.
- Son zamanlarda yapılan araştırmalar sonucunda kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini azalttığı da bilinmektedir.
- Süt yapıcı etkisi olduğundan hamilelere önerilir.
- İçinde bol miktarda vitamin olduğu için sporculara da tavsiye edilir.
Boza;mayalı ve gıda bakterilerinin yaşadığı bir içecek olduğundan koruma şartları çok önemlidir.Şişelenmesi sırasında fermantasyon devam ettiğinden çok hızlı tüketilmesi gerekir.
Boza sokakta ve dükkanlarda bozacılar tarafından satılır ve tabi ki işin aslını bilen ustalar tarafından yapılmaktadır. Bunlardan en iyisi denilebilecek olanlardan biri Vefa Bozası'dır.
Evde boza yapmayı denemek isteyenler için ;
Malzemeler
3 bardak bulgur
2 Kahve fincanı prinç
3 bardak toz şeker
1 bardak eski boza ya da kibrit kutusu büyüklüğünde maya
Yapımı
Bulgur akşamdan bol su ile ıslatılır.
Ertesi gün bulgur ve prinç iyice ezilinceye kadar pişirilir.
Mikserle çırpılır ve ince süzgeçten geçirilir.
Bu karışım hafif ateşe konulur ve içine şeker atılır,eriyinceye kadar karıştırılır. Sonra ateşten alınır.
Bir yerde ılınmaya bırakılır , arada bir karıştırılır.
ılındıktan sonra içine eski boza ya da ılık suyla ezilmiş maya katılır. İyice karıştırılır.
Bu karışımın ağzı kapatılarak 20-25 derecelik bir yerde ara sıra karıştırılarak 2-3 gün bekletilir.
İçinde göz göz hale gelmiş kabarcıklar görülürse bozanız olmuş demektir:)
Serin bir yere alınır ve soğuk servis yapılır isteğe bağlı olarak üzerine sarı leblebi ve tarçın ilave edilir
ve afiyetle içilir...
5 Mart 2014 Çarşamba
Fusion Cuisine
Füzyon mutfağına merhabalaar diyerek başlayalım :)
Füzyon mutfağı günlük hayatımızda artık çoğu yerde duyduğumuz bir kavram haline geldi diye düşünüyorum.
Peki gerçekten nedir bu ' Füzyon Mutfak' ?
Ve biz bu kavramdan ne kadar haberdarız ?
Gelin önce birlikte Füzyonun kelime anlamına bir bakalım.
Füzyon;birleşme,kaynaşma demektir. Yani buradan yola çıkacak olursak az çok tahmin edebiliriz.
Kimyada tepkimelere verilen genel bir terim olmakla beraber,dilimize sonradan girmiş ve popülaritesi baya yüksek ve şaşalı bir kelimedir. Ama kelime anlamına baktığımızda bize hiçte uzak gelmediğini görmüş olduk.
Füzyon;kaynaşma,bütünleşme demiştik. Yani farklı milletten insanların, farklı yerlere yaptığı göçler sonucunda kaynaşan kültürlerin ortaya çıkarttığı bir akım diyebiliriz.
California ve Avustralya'ya yapılan göçler sonucu bu akım yaygınlaştı ve tuttu. İngilizi,Fransızı,Çinlisi, vs geldi ve bunların mutfakları arasında bir füzyon oluştu.
Bizim mutfağımıza bakacak olursak; Bizim mutfağımız zaten farklı kültürlerin etkisini görmüş ve gelişmiş bir mutfak. Füzyonun en güzel örneği Osmanlı mutfağı değil mi sizce de bir düşünürsek ?
Osmanlı topraklarında yaşamış olan bir çok milletin ve bir çok kültürden bir çok şey var mutfağımızda.
Bu yüzden Füzyon mutfağına en güzel,en yoğun örnekler, Osmanlı mutfağından verilebilir.
Bir örnekle bakacak olursak; 'Kebap' Türk Füzyon mutfağının bir ürünüdür aslında.
Nasıl mı ?
Kebap;Asya ve Arap mutfağından sonra Türk mutfağının Füzyonuyla gelişmiş bir yemektir aslında. Türkiye'de 1950'ler de yaygınlaşmıştır.
Füzyon bir açıdan da ; Yemeğin ve mutfağın ' Küreselleşmesi ' anlamına gelir.
Bir çeşit Mutfak devrimidir aslında.
Dünya mutfaklarına ait farklı yemek anlayışlarının sentezlenip , yeni mutfaklar, yeni yemekler ve yeni lezzetlerle yaratılıp bir araya gelmesi de diyebiliriz.
Örneğin ; Türk mutfağından bir kebap yemeğinin, yeniden yorumlanıp, onu bir Uzakdoğu garnitürü ile ya da Bir Fransız sosu ile sunulması ve bu şekilde yeni yemekler üretilmesi.
Füzyon mutfağı günlük hayatımızda artık çoğu yerde duyduğumuz bir kavram haline geldi diye düşünüyorum.
Peki gerçekten nedir bu ' Füzyon Mutfak' ?
Ve biz bu kavramdan ne kadar haberdarız ?
Gelin önce birlikte Füzyonun kelime anlamına bir bakalım.
Füzyon;birleşme,kaynaşma demektir. Yani buradan yola çıkacak olursak az çok tahmin edebiliriz.
Kimyada tepkimelere verilen genel bir terim olmakla beraber,dilimize sonradan girmiş ve popülaritesi baya yüksek ve şaşalı bir kelimedir. Ama kelime anlamına baktığımızda bize hiçte uzak gelmediğini görmüş olduk.
Füzyon;kaynaşma,bütünleşme demiştik. Yani farklı milletten insanların, farklı yerlere yaptığı göçler sonucunda kaynaşan kültürlerin ortaya çıkarttığı bir akım diyebiliriz.
California ve Avustralya'ya yapılan göçler sonucu bu akım yaygınlaştı ve tuttu. İngilizi,Fransızı,Çinlisi, vs geldi ve bunların mutfakları arasında bir füzyon oluştu.
Bizim mutfağımıza bakacak olursak; Bizim mutfağımız zaten farklı kültürlerin etkisini görmüş ve gelişmiş bir mutfak. Füzyonun en güzel örneği Osmanlı mutfağı değil mi sizce de bir düşünürsek ?
Osmanlı topraklarında yaşamış olan bir çok milletin ve bir çok kültürden bir çok şey var mutfağımızda.
Bu yüzden Füzyon mutfağına en güzel,en yoğun örnekler, Osmanlı mutfağından verilebilir.
Bir örnekle bakacak olursak; 'Kebap' Türk Füzyon mutfağının bir ürünüdür aslında.
Nasıl mı ?
Kebap;Asya ve Arap mutfağından sonra Türk mutfağının Füzyonuyla gelişmiş bir yemektir aslında. Türkiye'de 1950'ler de yaygınlaşmıştır.
Füzyon bir açıdan da ; Yemeğin ve mutfağın ' Küreselleşmesi ' anlamına gelir.
Bir çeşit Mutfak devrimidir aslında.
Dünya mutfaklarına ait farklı yemek anlayışlarının sentezlenip , yeni mutfaklar, yeni yemekler ve yeni lezzetlerle yaratılıp bir araya gelmesi de diyebiliriz.
Örneğin ; Türk mutfağından bir kebap yemeğinin, yeniden yorumlanıp, onu bir Uzakdoğu garnitürü ile ya da Bir Fransız sosu ile sunulması ve bu şekilde yeni yemekler üretilmesi.
1 Mart 2014 Cumartesi
Kahve Severler & Kopi Luwak
Merhabalar Kahve severler…
Bu yazımda sizlerle benim de yeni duyduğum fakat yazmaya
zaman bulamadığım bir konuyu paylaşacağım, eminim aramızda sizlerden de benim
gibi bu zamana kadar duymamış olanlar olabilir. Ne kahvesi derseniz şöyle bir bakalım…
Kahve denilince akla ilk gelen ülkelerden birisi
Brezilya’dır. Fakat Brezilya kahvesi bile bir Rakun’un dışkısından çıkan kahve
çekirdekleri kadar lezzetli ve değerli olamıyor.
Nasıl mı ?
Bir tür kedi cinsi olan Rakunlar yemiş ağaçlıkların bol olduğu
yerlerde yaşarlar ve hem etobur hem de otobur canlılardır. Rakunlar genelde
yıkayıcı isimleriyle de anılmaktadırlar. Bunun sebebi avlamış oldukları
hayvanları suya batırıp çıkartıp temizlemiş olmalarıdır. Civet kedilerinin
miğdesinde bulunan bir enzim sayesinde çekirdeğin aromaları farklılaşıyor.
Gerekli fermente işlemlerinden sonra doğru kavurma teknikleri ile içilebilir
hale geliyor.
Peki ya Kahve ??
Rakunlar ömürlerinin çoğunu ağaç üzerlerinde geçirirler.
Kahve ağacına çıkarak kahve çekirdeklerini yemek keyifle yaptıkları bir iştir.
Fakat kahve çekirdeklerini çiğneyemedikleri için oldukları gibi sindirim
sistemine gider ve kahve çekirdekleri sindirim sisteminde asit vb enzimler ile bir tür fermentasyona girerek
tekrar boşaltım sisteminden çıkarlar. Endonezya da bir kuruluş tarafından
üretimi yapılmaktadır. Endonezya’da Yıllık 450 kilo Kopi Luwak toplanır.
İşlemler sırasında ortalama 75 ila 100 kilo kadar fire olur. Akabinde
ortalama 350 kilo yıllık üretim olur. Bu
350 kilonun %80’i Japonya ve Asya
ülkelerine, %10’u Abd ve kalan %10’u diğer ülkelere yayılır. Kahve Borsasında
gerçek olduğunu ispatlamak için kalıp (Dışkı) halinde satılmaktadır.
Başka bir hayvan da kahve çekirdeği yiyip bu sonucu
veremiyor. Bu nedenle çok pahalı. Türkiye’de de bu kahveden bulabilirsiniz.
Tefal Shoplar’da ve Esse mağzaların’da
bulunan Kopi Luwak 15 içimlik
kutularda satılıyor ve bu kutunun satış fiyatı
990 tl. Evde yaparsanız fincanı 66tl ye geliyor. İngiltere’de bir
cafe’de içerseniz fincanı 125
pound . Siz siz olun Bir rakun yakalarsanız kaçırmayın J
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

